İnsan Olmak

Denge

Denge hayatı güzel yaşamak, keyif almak ve faydalı olmak sanatıdır. Öğrenmesi zor ve pahalı bir eğitim gerektirir… Tek okulu ise hayatın ta kendisidir. Bu öğreti; hissetmeyi, fark etmeyi ve tefekkür etmeyi şart koşar.

Bazıları bu konuda isteksiz ve bazıları da çaresizdir. Faydasına inanan ve azmeden kesinlikle başarır. Zira itidal bir ruh iklimine dönüşür. Bir kere varınca, gelip geçici bir hal gibi seni terk etmez. Çok güçlü kılar ve gücünü devamlı büyütür. Seni yarı yolda bırakmaz.

Bu yolda başarılı olan insanlar mutlu olur, mutlu eder ve mutlu ölürler. Hikmet ve nimetlerle dolu bir yaşam macerasıdır, dengeli olmak ve dengede durmak…

Denge kavramını üç mantıksal tabanda düşünmek mümkün.

Birincisi normal şartlar altında, dimdik ayakta durmak, sarsılıp, yalpalayıp yıkılmamak,

İkincisi çeşitli yönlerden üstümüze gelen kuvvetler arasında bir balans kurarak, bizi bir diğerine doğru itmelerine engel olup devrilmemek.

Üçüncüsü ise bizi kendisine doğru çekmekte olan değişik yönlerdeki güçlerin, bu çekimleri arasında bir ahenk oluşturarak, birine doğru kaymaksızın ayakta kalabilmek…

İnsan hayatının mutluluk şifrelerinden birisi işte bu itidal meselesidir. Çok iddialı bir Fıransız ressam bakın ne diyor:

Hayalini kurduğum her şey, bir denge sanatıdır…

(Henri Matisse)

Denge ve Yin Yang

Uzak doğuda insanın insan oluşuyla ilgili enteresan bir duyarlılık vardır. Özellikle Japonlar bu konuda çok hassastır. Ayrıca Budizm temelleri inanın bana İslam İtikadı anlayışımıza o kadar yakındır ki; sadece tek Allah’ı bulsalar, çok iyi Müslüman olurlar…

Yaşamlarında rıfk ve hilm hazinelerine çok önem verirler. (Tabii ki şahıslardan değil kültür temellerinden bahsediyorum)

Ne yazık ki bu duyarlılık halk arasında bulunur, yönetimlerinde ise tam aksine bir anlayış bolca mevcuttur. Adeta uzak doğu devlet yönetimleri insani acılardan ve kandan beslenmektedir.

Tarih boyunca ve günümüzde de katliamlar ve zulüm altında yönetilmiş olan bu insanlar, (Belki de bu insani aşağılanmışlık halinden olabilir) gerçekten insana yakışır ve çok çeşitli felsefi boyutlar keşfetmişlerdir.

Bakınız büyük insan Mehmet Akif Ersoy uzak doğu kültüründen nasıl bahsediyor:

…….. Müslümanlık sanırım parlayacaktır orada;

sade, Osmanlı’ların gayreti lazım arada…

……. Şu kadar söyleyeyim: din-i mübin’in orada,

ruh-u feyyazı yayılmış, yalınız şekli: buda.

Siz gidin, saffet-i islam’ı japonlarda görün!

o küçük boylu, büyük milletin efradı bugün,

Müslümanlıktaki erkan-ı sıyanette ferid;

müslüman denmek için eksiği ancak tevhid………..

(Süleymaniye Kürsüsünden / Safahat)

Yin yang ile her türlü zıtlıkların bir denge halinde ve düzen ile birbirleri içerisinde var olduğu anlatılmak istenir. Bu şekilde evrendeki her şeyin zıtlıklar ve tezat bileşkesi içerisinde hayat bulduğu savunulur.

İtidal ise, insanoğlunun pozitif seçimleri ile oluşturduğu denge sayesinde haysiyet ve şeref haline dönüşür. Bu noktada kötülüklerin baskısına direnmenin önemine vurgu yapılır. Arması ise pek bir şık ve meşhurdur.

Denge mutluluğun ve hatta güzel bir hayatın şartıdır diye düşünülür. Bu felsefeye göre her şey ancak zıttı ile hayat bulur.

Bu yönden bakılınca, denge derken, iyilik ve kötülüğün savaşında, doğru safta yer almak ve bu seçimimizi sadakatle korumak anlamlarını içerir…

İtidal Denge Demek Değil Sadece

İtidal dediğimizde denge ile bir eş anlamlılık oluşuyor gibi gelse de fark var. Tıpkı saygı ve hürmet kavramının birbirini tam karşılayamaması gibi.

Zira “hürmet” içerisinde içten bir iştiyak, sevgi ve şefkat ile karışık deruni bir ruh halini ifade ediyor. Sadece saygı değil yani, daha geniş, daha derin ve daha samimi…

İtidal ise, denge karşısında; marjinal olmamak, haddini aşmamak, haddini aşana teslim olmamak, geride de kalmamak, doğru bir alan mevcut ise mihmandarı olmak manalarının yanında; bir de sağduyulu ve sakin olmayı kasteder. Aynı zamanda sıradan da olma der…

Ve lakin marjinal yaklaşımlar ile uçlarda bir yaşam tarzı, fevri davranışlar ile gurur ve kibrin yoldaş edinilmesi ve sert tutumlar ile muhatapların ezilerek haklarına girilmesi, dengenin şaşmasına sebep olarak, Rıza ve lezzet kapılarını kapatır.

Denge farkındaysanız ağır ve yumuşak başlılık ile sakinlik, soğukkanlılık gibi ikincil anlamları da karşılayan itidal kelimesiyle anlamını perçinliyor. Bu hal yüksek insani ve imani değerlere yelken açıyor…

İtidal bedensel ve ruhsal sağlık açısından çok kıymetli bir yaşam modelidir. Düşünürken, davranırken, karar ve tutum belirlerken, rehber edinildiğinde, bu dünya ve öteleri için altın anahtarlar vadediyor.

Nitekim, dengenin şaşması, kaygı ve korkuları besleyecek, kompleksler ve suçluluk hissi benliği kaplayacaktır.

Bu yadsınamaz gerçekler, yeni yeni inanç, davranış, seziş ve düşünüş bozukluklarına yol açacaktır ki; insanın felaketi bu karanlıkta gizli olacaktır. Gizlidir zira yaşamadan farkına varmak çok zordur. Ve bazen farkına vardığımızda çok geç olmuştur.

Böylece doğan dengesizlik kısır döngüsü; ruh halimiz ve duygu durumumuz için, feci bir sonun habercisidir. Bu feci son, dünyayı mezara çevirir bir yandan; ahiret hayatını tehdit eder öte yandan. Bizi bitirir…

Herkesler Peşinde Denge..!

Tarih boyunca alimler, arifler, bilim insanları ve felsefeciler hep bu dengeyi bulmak yada itidale varmak peşinde oldular. Bu insanlar ki; hedefi hiç bir zaman şan şöhret; makam mevki veya para pul olmadı. Zaten çoğu terki dünya eyledikten sonra meşhur oldular…

Ancak doğruyu ve gerçeği arıyorlardı. Yaradılış sırlarına vakıf olmak için çalışıyorlardı. Ve ötelerde Rıza’ya ulaşmak istiyorlardı…

Denge İçin Farkında Olmak…

Size halk arasında çok gündeme gelen, fakat mana, lisan-ı hal ve bilinç itibariyle pek de değer görmeyen bir cümleyi aktarayım mı?

“Hiç ölmeyeceğini zanneden biri gibi çalış, yarın ölecek biri gibi de tedbirli ol.”

(Câmiu’s-Sagîr, II/12, Hadis No:1201)

“Hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya, yarın ölecekmiş gibi ahirete çalış” Hadis-i Şerifinin tam çevirisi yukarıda ki gibidir. Ne de güzel bir denge tavsiyesidir.

İnsanoğlu tabiatı itibari ile bünyesinde madde ve manayı bir arada bulundurmaktadır. Ruh ki; daimi var olacak değerimizdir. Vücudumuz ise dünya hayatında, ruhumuza bineklik edip, sonra zevale erecek geçici bir kemiyettir.

Hoş vücut dahi bir değerdir. Denge halinde bulundurmak için çabalamamız ve sağlıklı olmasını sağlamakla mükellef olduğumuz, dünyevi bir emanetimiz hükmündedir.

Mutlu ve başarılı bir insan için; ruh vücudu ile, fiziki vücudu arasında da bir ahenk ve bir denge gerekir.

Dengenin Farklı Boyutları

İnsan hayatında denge tek boyutlu bir kavram değildir. Birbirleri içine girip çıkan bir çok denge muhteviyatı vardır. Fakat her kurulması başarılan denge ile yenilerinin önü açılır, gelişleri hızlanır ve rahatlar. Konuya örnekler vererek, boyutlarına dikkat çekeyim:

  • Sosyal denge,
  • Ruhsal denge,
  • Psikolojik denge,
  • Duygusal denge,
  • Maddi güç veya makam mevki, sosyal statü ile hissedilen hedefler ve ihtiyaçlar arasındaki,
  • İdealler ve amaçlar ile imkanlar arasındaki,
  • Hoşgörü ile kendini kullandırmamak arasındaki,
  • İnançları ve yaşayışı arasındaki,
  • Kapasitesi ve iştigali arasındaki,
  • Kendinde gördüğü insan ile diğer insanların onu nasıl gördüğü arasında ki dengeler gibi çokça örnekler verilebilir.

Devam edeyim mi?

  • Kaygıları, korkuları ve tedbirleri arasındaki,
  • Bildikleri ve yaşayıp, yaşattıkları arasındaki,
  • Din ve dünya işleri arasındaki,
  • Duyarlılık ile irade arasındaki,
  • Zaman ve yapılacaklar arasındaki,
  • Davranışları ile his dünyası arasındaki,
  • Yönettikleri için kullandığı erk ve baskı ile yaptırmaya çalıştığı faaliyet arasında ki dengeler gibi….

Bak bir iki tane daha geldi aklıma;

  • Cesaret ve aptallık ile korkaklık arasında ki denge,
  • Eşi, ailesi, işi, akrabaları ve sosyal hayatı arasında kurduğu denge,
  • Öğrenmeye veya yapmaya çalıştıkları ile kapasitesi arasında ki denge,
  • Harcamaları veya tasarrufları ile kazancı arasında ki denge,
  • ……………………………….Başlığa girdim, çıkamıyorum..! Yazdıkça geliyor… Burada görüyoruz ki başarılı bir hayat yolu, kurulacak çok fazla dengeye ihtiyaç duyuyor. Lakin itidal prensibini oturttuğumuz zaman hayatımıza; bütün dengeler kendiliğinden kurulacaktır. Çeşitlilik bizi korkutmamalı….

İtidal dediğimizde yanından hiç ayrılmayan iki kavramdan da bahsetmek gerekiyor. İfrat ve tefrit…

İfrat ve Tefrit

Bu iki fiil de dünya insicamını bozar. yapana da , muhatabına da zarar verir. Her ikisi de beklenen gibi olmamak veya normal olmamak şeklinde insanın dengede bulunmasını engeller.

İtidal hali başarı ve mutluluk getiren bir dengeli olma durumudur. Düşmanı ise bu iki kavramdır.

İfrat ve tefrit kavramlarını iyice anlayıp, ikisinden de kaçındığımız da itidale ulaşmış olacağız. Formül basit yani..!

İfrat :

Aşırı gitmek, ölçülü olamamak, haddi aşmak, dengeleri yukarıya doğru sarsmak ve zorlamak anlamına gelmektedir.

İfrat her anlamda, normalden fazlasını yapmak, düşünmek, almak, söylemek, harcamak, göndermek…… Hulasa normalden fazlası demektir.

Değerli okuyucum; “Lüks” başka bir şeydir mesela; “iyi” ise başka bir şeydir. İyi tercih edilir, lüksten kaçınılır ise denge kurmak kolay olur. İfrattan da uzak durulmuş olur.

Bir kaç örnekle anlatmaya çalışayım:

Bir yönetici astına kızacak ise ağzını bozmadan, bas bas bağırmadan, üstüne yürümeden, kişiliğini aşağılamadan usulü adap çerçevesinde kızarsa olumlu sonuç alır. Bağcıyı dövmeden üzüm yer. Aksi halde ifrat tuzağına girmiş olur ve başaramaz.

Bir hanım kardeşim, 3 çantaya ihtiyaç duyuyor ise 3 tane çantası olmalıdır. Beğenir alır. Ama 13 çanta alırsa dengeyi bozdu ve ifrata girdi işte… Hayatında denge tutturamaz.

Bir iş adamı matematik olarak altından kalkamayacağı bir yatırıma kalkışırsa, zaten çalışmakta olan yatırımlarını çoğalsın diye hesapsızca zorlarsa, bu hırs onu ifrata götürür. Dengeleri bozulur, sonu felaket olur.

Benim dindar kardeşim, günlük 40 rekat namazı, 400 rekata çıkarırsa ve bu yüzden ailesi, işi, sağlığı ve ilişkileri bozulup sarsılırsa ifrata girmiş olur. Umduğunu bulamaz, zayi olur…

Benim hedeflerini kapasitesi ve imkanları ile dengeleyememiş sporcu kardeşim, günde 2 saat idman yapması gerekirken 6 saat yaparsa, vücudunu ve ruhunu mahveder, ifrata girer başarısız olur…

Benim tombul kardeşim ekmek yememesi gerekirken, bir öğünde bir bütün ekmek yer de, öğün adetini 5’e çıkarırsa, ifrat içinde devamlı yükselen bir kilo ile ruh ve beden sağlığını bozar, mahvolur…

İşte ifrata düşmemek hayatın ve hissiyatın her alanı için aşırıya gitmemek sayesinde, denge kurmamıza yardımcı olur. Bir bütün olarak insaniyetimizi ayakta tutar, mutlu kılar.

Tefrit :

İfratın tersidir tefrit. Tutum ve düşüncelerimiz, duruş ve davranışlarımız, fiil ve kararlarımızda normalden aşağıda kalma durumudur. Dengeleri aşağıya doğru alt üst ederiz bu defa.

Tefrit hali yeterli ölçüde olabilecekken, olmama ve geri kalma anlamındadır.

En az ifrat kadar zararlıdır. Denge kurdurtmaz insana. Bey huzur eder, başarısız kılar, itidalden uzaklaştırır.

Örneklendireyim isterseniz:

Bir baba evlatlarının zaruri ihtiyaçlarını kısıp da tasarruf etmeye çalışır ise tefrite düşer. Kendisini de ailesini de zayi eder ve tasarrufa da ulaşamaz, kaybeder.

Bir komutan askerlerine acıyıp, 3 saatlik yapılması gereken atış talimini 1 saate düşürürse, esasen hem o askerlere, hem kendisi ve topyekun orduya zarar vererek tefrite düşer.

Bir hasta tedavisi mümkünken, cimriliği yüzünden, güya tasarruf etmek için, ha bire erteleyip durursa tefrite düşer. Hastalığı büyür, başka marazlara sebep olur. Bu sefer harcayarak da kurtulamaz.

Gibi örnekleri çoğaltmak mümkün.

Unutmayalım ki, yaratılmış her şey denge halindedir. Biz insanlar onu bozarız. Kendimizi de..!

Doğanın dengesini bozarız; iklimler bozulur, gıdalar sağlıksız olmaya başlar. Tıpkı bunun gibi insan da dengede kaldığı müddetçe doğru yolda, başarılı ve mutlu olur.

İnanın bana itidal için çabalamaya değer. Hiç bir kazanım kendiliğinden olmaz…

Bir Cevap

  1. idil

Sizinde fikrinizi almak isterim