İnsan Olmak

Kıskanmak

Kıskanmak çoğu zaman üzerinde durulması gerekli olmayan, insani bir hal gibi düşünülür. Gerçekten bir seviyeye kadar sevgi ve bağlılığın tuzu biberi gibi algılana bilir.

Fakat fazlası amansız bir hastalıktır. Hem sahibini hem de muhatabını ve ilişkiyi yer bitirir. Saadet ve huzur beklenen yuvayı, zehir zemberek bir zindana çevirir.

Tabi bu yazıda “haset” tarafını konu edinmiyorum, eşler arasındaki kıskançlıktan bahsediyorum. Hasette önemli bir çirkinliktir. Başka bir yazıda yer vereceğim.

Kıskanmak Bir Değer midir?

Şu Konfüçyüs büyük adammış. Nasıl ifade etmiş biliyor musunuz? “Kıskanmak, yenilgidir.”

Tabii ki, başta söyledim, insanda fıtrat gereği bulunan ve değer vermekle, iyiliğini düşünmekle, korumakla ilintili kıskançlık bir seviyeye kadar faydalı ve belki de gereklidir. Bunu okumanız boyunca unutmayın. Ben hastalık seviyesine ulaşmış olan boyutundan bahsediyorum.

Kıskanmak kendisi bir değer olmadığı gibi; sevgi, hürmet, saygı ve samimiyet gibi çok kıymetli değerleri de hırpalaya, hırpalaya bitirir.

Fıransız düşünür nasıl ifade etmiş bakın:

Kıskanç olarak, dört kez acı çekerim:

Kıskanç olduğum için ve bundan dolayı kendimi suçladığım için.

Kıskançlığımın ötekini incitmesinden korktuğum için.

Bir bayağılığın beni tutsak etmesine boyun eğdiğim için.

Dışarıda bırakıldığım, saldırgan olduğum, deli olduğum ve sıradan olduğum için acı çekerim.

Roland Barthes

Kıskanmak psikolojik bir hastalıktır. Bir değer değildir. Öz güven ve saygının yetersizliği ile başlar. Kaygı bozukluğu ve sosyal fobiler ile devam eder.

Takıntılar ve şüpheler öyle bir noktaya taşır ki insanı, artık muhatabı bir numaralı düşmanına dönüşmüş ve nasıl eziyet ederse etsin hak etmiş olur!

Kıskanç taraf davranışlarını, sözlerini ve öfkesini kontrol edemez. Algıları kapalıdır . Gönül gözüyle göremez. Hiç bir değere prim vermez.

“Bir an gaflete düşersem beni kandırır yada aldatır” diye inanmıştır. Bu şekilde bütün kompleksler ve ruhsal hastalıkları tetikleyip besleyebilir kıskançlık. Hastalığın seviyesine göre sonu cinayetle biten yaşanmışlıklar pek çoktur ne yazık ki.

Sahip Olmak ve Aşık Olmak

Bu ikisi başka başka şeylerdir arkadaşlar. Kimse kimseye sahip olamaz. Kimse kimsenin sahibi değildir. Tek ve mutlak sahip Yaratıcı’dır.

Sevgili olabilirsin. Eş olabilirsin. Yar ve yaren olabilirsin. Hayat arkadaşı, can yoldaşı olabilirsin. Refik ve refika olabilirsin… Bunların hepsini de olmalısın zaten.

Yukarıda saydıklarımla aşka, mutluluğa, huzur ve saadete ulaşa bilirsin. Tam aksine sahip olmaya kalkarsan yanlış yapar zarar eder ve zarar verirsin.

Siz zaten birbirinize razı olmuş ve bir olmuşsunuz. Zaten o seni sende onu seçmiş kabul etmişsiniz.

İhanet vardır elbet. Senin başına gelmesi ihtimali de vardır. Fakat buna engel olmak için, sahiplenmek, kısıtlamak, kafeslere sokup, kapılar ardında saklamak çare değildir. Sana yanlış yapacak eşini bu yöntemlerle engelleyemezsin.

Aşk ile Ailen için doğru olan, sevdiğini kendine doğru çekmektir. İter kakarsan bunu nasıl başarırsın ki? İmkansız ama başardın sayalım. Bu suni ve samimiyetsiz beraberlikten nasıl keyif alabilirsin ki? Senin zorunla düzgün duran bir eşe; sen nasıl ait olabilirsin ki?

Arkadaşlar paradoks bu anlıyorsunuz değil mi?

Kıskanmak ve Farkında olmak

Değerli okuyucum. Hep söylüyorum. Önce kendini bilmeli insan. Önce kendisine hakim olmalı. Hak ve adaletin yanında durmalı. Böyle düşünmeli, böyle alıştırmalı kendisini. Nefsini terbiye etmeli. Bakın efendimiz nasıl güzelce izah etmiş konuyu:

Kendinizi kıskançlıktan uzak tutunuz; çünkü ateşin odunu yakıp kül ettiği gibi, iyi davranışları yer bitirir.

Hadis-i Şerif

Bu bozuk ruh hali sizi halüsinasyon bir dünyaya iter. Yaşanmamış vakıaya şahit olmuş gibi inanmaya başlarsınız. Sözleri, davranışları olduğu gibi algılayamaz, kendinizce geçerli gerekçeler uydurur; anlamak istediğiniz gibi algılarsınız.

Çevrenizde yada medyada şahit olduğunuz kötü halleri eşinize benzetir, kötü etiketler yapıştıra yapıştıra, sonunda onun kimliğini göremez olursunuz.

Hep kendinize onu çok sevdiğiniz için kıskandığınızı telkin edersiniz. Hatta o niye sizi kıskanmıyor diye iç geçirir, sevilmiyorum iddiasıyla karamsarlığınızı daha da büyütürsünüz.

Kendinizi çocukluğunuz ile ilgili olarak, çok ama çok incelikle tetkik ediniz. Ailesi içerisinde sevgi görmeden büyüyen, kaba ve katı muameleye tabi tutulan ve aşağılanan çocuklar, öz güveni olmayan yetişkinlere dönüşürler.

Yetersizlik, eksiklik duygusu herkesten korkmayı, olaylardan kaygı duymayı taşır yanında. İnsanlar hep potansiyel suç makinesi ve hepsi size kötülük yapmak için sıra bekliyorlar sanıyorsanız; aşağılık kompleksi, öz güveninizi yenmiştir.

Gereksiz Enerji Kaybı

Kıskanmak yuvanızın atmosferini bozar. Duvarlar, eşyalar üstünüze gelir. Eve gitmek, orada kalmak istemezsiniz. Bu durum hem sizde hem de eşinizde, üçüncü kişiler karşısında da sorunlar doğurmaya başlar.

Diğer sosyal hayatınızı, işinizi, sorumluluklarınızı, akrabalık ve dostluklarınızı bozmaya kaybetmeye başlarsınız. İlişkinizde sevgi ve hürmet tükenmeye başlar ve yerini negatif enerjiye terk eder.

Artık eşiniz ile göz göze gelemezsiniz. İnanın her şey bittiğinde geriye dönüp bir de bakarsınız ki; kıskançlığınız için harcadığınız zaman, enerji ve eforun yarısını mutlu olmak için kullanmamışsınız.

İnan bana bu hastalığa teslim olmasaydın dünyaya ideal bir çift olarak mühür vurmuş olurdunuz. Gitti hayat haybeye yani…

Kötülükler insan içinde bir başına bulunmaz. Birbirlerini tetikler, besler ve adeta yarışırlar zarar vermek için. İyilikler de böyledir. Haliyle kötülükler kötülükleri, iyilikler de iyilikleri doğurur çoğaltır ve yayar…

Bak kıskanmak seni şiddete iter. Bağırıp çağırmaya, küfürler ve tehditler savurmaya ve bunu her fırsatta tekrarlamaya başlarsın. Gittikçe hiddetin, bencil bir mücadeleye dönüşür.

Muhatabını duyamaz, göremez ve hissedemez olursun. Gözünü kan bürür, tek gerçeğin büyük bir pişmanlığa dönüşür. Beddualar, hakaretler eşinle ünsiyetini bozar, Allah’ a da reva değildir, evinin bereketi de kaçar. Manevi hayatın da ziyan olur. Sonra dayak, sonra cinayet her şey bekle kendinden…

Kıskanmak Kötü bir şey; Anla İşte

Bu hastalık öyle basite alınacak masum bir sevgi gösterisi değildir. Anlıyor musun artık. Aklı selim kıskançlığı onaylamaz. Farkına vardın ise derhal kendini ve eşini ve ailenizi ve aşkınızı berbat eden bu duygu için nedamet ile mücadele etmeye başla. Kendini kurtar… Yoksa her şeyi kaybedersin.

Doğru yol, aklının ve yüreğinin istediği gibi insanca ve hakça yaşamaktır. Aksine kim onay verebilir ki?

Kıskançlığın olumlu ve olumsuz yönlerini birbirinden ayırt etmek önemlidir. Bazı kıskançlık belirtileri vardır ki; görünüşte dini-ahlaki endişe ve hassasiyetin dışa vurumu gibi olsa da çok defa şahsi zaaf ve bencilce dürtülerden kaynaklanır. 

İslam Ansiklopedisi/Kıskançlık

Kıskanmakta aşırıya giden insanların ortak yönleri vardır. Enaniyetleri çok yüksektir ve kendilerini mükemmel bulurlar. Yaratılmışlardan bir kul olduklarını değil, özel olduklarını düşünürler. Kendilerini çok zeki bulurlar ve onlardan değerli kimse yoktur. Onlar kendi gözlerinde son derece muktedir ve popüler insanlardır. İşte bütün bunlar asıl mesele olan öz güven eksikliğinin tezahürü olarak hepsinde aynıdır ve meydandadır.

Mustafa Topaloğlu’nu bilirsiniz. Biraz değişik bir sanatçıdır. Televizyon röportajında sordular:

— Mustafa bey eşiniz sizden şüphelenirse ne yaparsınız?

Cevap:

— Bende ondan şüphelenirim…

Güzel ve düşündürücü bir cevap, ne dersiniz değerli okuyucum.!?

Aşağıda alıntıladım. Hocamızın söylediği bir nüans var. “Kişinin işlevselliğini bozar” diyor. Yani bu hastalığa tutulduğunuzda artık siz, siz değilsiniz. Başarılı olduğunuz alanlarda geri kalmaya, ilgi duyduğunuz hobilerden zevk almamaya başlayacaksınız. Keyifli paylaşımlarınız ve verimli üretimleriniz kalmayacak. Kıskançlık bozacak hepsini…

Aşırıya kaçan ve kişinin işlevselliğini, ilişkilerini bozan her türlü kıskançlık marazidir, yani hastalıklıdır.

Prof.Dr. Kerem Doksat

Daha çok yazmak gerekir ama sıkmayayım. Allah hepimizi ruhsal ve fiziksel sağlıktan ayırmasın…

Sizinde fikrinizi almak isterim